Akciğer kanserinin en büyük nedeni!

Akciğer kanseri, dünyada en sık görülen kanser türleri arasında ilk sırada bulunuyor. Tüm yeni tanı alan kanserlerin yüzde 12.3’ünün akciğer kanseri olduğu belirtiliyor. Sigara ya da tütün kullanımının akciğer kanseri riskini artıran en net faktör olduğunu aktaran Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Benan Çağlayan, hastalığa dair bilinmesi gerekenleri anlattı.

Kansere bağlı ölümlerde, özellikle erkekler arasında en üst sırada akciğer kanseri yer almaktadır. Diğer kanser türlerinden farklı olarak, akciğer kanseri önlenebilir bir hastalıktır.

Akciğer kanseri gelişimi için birçok risk faktörü tanımlanmış olmakla birlikte, sigara ya da tütün kullanımı bu risk faktörlerinin kanserle ilişkisi en net olarak ortaya konulmuş olanıdır. Bir örnek verecek olursak; 30 yıl süreyle günde 1 paket sigara içen bir kişide akciğer kanserine yakalanma olasılığı, sigara içmeyen kişiye göre 30-40 kat daha yüksektir. Dolayısıyla, tütün ürünlerinin kullanımından kaçınmak, akciğer kanseri olmamak için yapılabilecek en akılcı davranıştır. Bunun yanı sıra, kanserojen etkileri olan zararlı toz ve gazlardan kaçınmak, işyerlerinde havalandırma sistemlerini kontrol etmek ve koruyucu diğer önlemleri almak da akciğer kanseri riskini azaltabilir.

Akciğer kanserinde ortaya çıkan belirtilerin hemen hiçbiri hastalığa özgü olmayıp, birçok akciğer hastalığında karşımıza çıkan belirtilerdir. Bununla birlikte, sıklıkla öksürük, balgam, kanlı balgam, göğüs ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı gibi semptomlar ortaya çıkabilir. Ayrıca, hastaların bazılarında yüz, boyun ve göğüste ödem, ses kısıklığı, tek taraflı göz kapağında düşme, omuz ve kol ağrısı olabilir. Tüm bu sayılanlara rağmen, özellikle erken evredeki kanser olgularında hastalığın hiçbir belirti ve bulgusu olmayabilir. Hastalığın başlangıçtaki sinsi seyri nedeniyle, özellikle 50 yaşın üzerinde yoğun sigara içen kişilerin mutlaka her yıl akciğer yönünden kontrolden geçmesi, erken teşhis ve hastalıktan kurtulmak için son derece önemlidir.

Hastalığın teşhisi için fizik muayene sonrası ilk adım, akciğer grafisinin çekilmesi ve bu grafide kuşkulu bir durum varsa veya hasta akciğer kanseri için yüksek risk taşıyorsa, akciğerin bilgisayarlı tomografisinin çekilmesidir. Bilgisayarlı tomografide kansere ilişkin lezyon varsa, bu aşamadan sonra kesin tanı için doku örneği alınması yani biyopsi gerekecektir. Olguların çoğunda biyopsi için en kolay ve uygun yöntem bronkoskopidir. Bronkoskopi komplikasyon riski çok düşük güvenli bir tanı yöntemi olup, hastanın bu işlemi tolere etmesi çok kolaydır. Genel anestezi veya lokal anestezi altında yapılabilir.

Biyopsi ile tanı konulmasının ardından, hastalığın evresinin belirlenmesi için PET filmi ve gerekirse yine bir bronkoskopik yöntem olan endobronşiyal ultrasonografi (EBUS) yapılması ve göğüs içerisindeki lenf bezlerinin hastalığa katılıp katılmadığının belirlenmesi gerekebilir.

Akciğer kanseri olgularında eğer tümör küçük hücreli değilse ve şartlar uygunsa, cerrahi tedavi en etkili tedavi yöntemidir. Cerrahi tedavi sonrası hastalığın evresine göre kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanır. Cerrrahi tedaviye uygun olmayan hastalarda ise, doğrudan kemoterapi ve/veya radyoterapiyle tedaviye geçilir.

Akciğer kanserinde, son yıllar içerisinde bazı yeni tedavi yöntemleri uygulamaya girmiştir. İmmünoterapi, hastanın kansere karşı bağışıklık sistemini uyararak kanser hücrelerinin vücut savunma sistemi tarafından öldürülmesini sağlayan etkili bir tedavi yöntemidir. Bunun yanı sıra, bazı akciğer kanseri türlerinde kanser hücrelerinin genetik mutasyonları değerlendirilerek, uygun vakalarda kişiye özel “hedefe yönelik tedavi” dediğimiz tedavi yöntemi uygulanmaktadır.

Her iki yeni tedavi yöntemi de oldukça etkili ve klasik tedavi yöntemlerine göre yan etkileri daha az olan yöntemlerdir. Bu yöntemlerin hastaya uygun olanı, tedaviyi takip eden doktor tarafından değerlendirilerek uygulanmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir